İş başvurusu için: basvuru@vitalhospital.com.tr
Vital Hospital

Bahçelievler Mah. Deli Hüseyin Paşa Cad. Şevket Dağ Sok. No:2 Bahçelievler / İstanbul

Özel Vital Hospital Web Sitesine Hoş Geldiniz 7/24 Hizmet Vermekteyiz Detaylı Bilgi İçin

: +90 (212) 557 40 00
Beyin Sinir Cerrahisi

Sinir sisteminin, cerrahi müdahale gerektiren hastalıklarıyla ilgilenen bilim dalına nöroşirurji (beyin ve sinir cerrahisi) denir.Nöroşirurji, son dönemde tıbbi teknolojilerdeki ilerlemelerle beraber hem tanı yöntemleri hem de cerrahi alet ve malzeme açısından hızla gelişen bir bilim dalı  haline gelmiştir. BT, MR, PET, Anjiografi, BT Anjiografi, EEG, Uyku EEG’si, EMG, Doppler Ultrasonografi tetkikler sinir sistemini tutan yer kaplayıcı, damar  tıkayıcı ve kanamaya neden olan lezyonların tanısını kolaylaştırmaktadır.

Nöroşirurjinin İlgilendiği Hastalık Grupları

1.    Beyin tümörleri

2.    Beyin kanamaları

3.    Bel fıtıkları

4.    Boyun fıtıkları

5.    Kafa travmaları

6.    Vertebral kolon travmaları

7.    Omurilik tümörleri

8.    Periferik sinir kesileri, basıları

9.    Medikal tedaviye cevap vermeyen epilepsiler

BEYİN TÜMÖRLERİ

Beyin tümörü vakalarında en çok görülen şikayetler baş ağrısı, epileptik bayılma, kol ve bacakta kuvvet azalması, çift görme, denge bozukluğu, kusma, adet  düzensizliği, memeden süt gelmesidir.Tetkik olarak BT, MR yapılır, tedavisi cerrahidir. Patolojik tanıya göre cerrahi girişime radyoterapi, kemoterapi, immunoterapi eklenip eklenmeyeceğine karar verilir.

BEYİN KANAMALARI

Genellikle baş ağrısı, kusma, bilinç değişikliği ile şekillenen klinik tablo oluşur. BT ile tanı konan hastaya serebral anjiografi yapılır ve tedavisi planlanır.  Anevrizma saptanan hastada ilk düşünülecek tedavi cerrahidir. Ameliyata engel bir durum varsa, anevrizma cerrahi olarak ulaşılamayacak yerde ve  büyüklükteyse endovasküler girişim planlanır. Anevrizmaya şartlar elverdiğince erken girişimde bulunmak, ikinci kanama ve vazospazm gelişmesi açısından  önemlidir. Beynin damarsal patolojilerinden birisi olan Arteriovenöz Malformasyon (AVM) lerin tedavisi cerrahi, radyasyon cerrahisi ve endovasküler girişimlerdir.

 

BEL FITIKLARI

Bel fıtığı nedir ve nasıl meydana gelir?

Bel fıtığı, omurgayı meydana getiren omurlar arasındaki, %70-80’i su olan, omurganın yükünü taşıyan, ve bu yükü bir anlamda süspanse ederek amortisör görevigören disk dediğimiz yastıkçıkların  yırtılarak, içindeki maddenin dışarı çıkıp, omurilikten çıkan sinir köklerine yaptığı bası sonucu meydana gelen bir hastalıktır.  Bel fıtıklarının kabaca üçte biri ağır şeyler kaldırma, ters bir hareket, üçte biri çarpma, düşme, kaza gibi travmatik faktörlerle meydana gelir. Son üçte birlik bölümü  ise herhangi bir sebep olmaksızın spontan olarak yani, kendiliğinden oluşur.

Her bel ağrısı bel fıtığına mı bağlıdır? Başka hastalıklar da bel ağrısı yapabilir mi?

Bel ağrılarının ancak % 1-3’ü bel fıtıklarına bağlıdır. Bel fıtığı ağrıları da aslında öncelikli ve ağırlıklı olarak kalçadan başlayıp uyluğa, bacağa vuran ağrılarla  karakterizedir. Özellikle kalçadan başlayıp bacağa hatta ayak ve topuğa kadar yayılan ağrılarda ki;  halk arasında siyatik ağrısı diye bilinen “syatalji” tarzındaki  bu ağrılarda, bel fıtığı akla gelmelidir. Sadece bel ağrısının olması tek başına bel fıtığı olduğu anlamını  taşımaz. Gün içerisindeki çalışma şartlarının biomekanik  etkileriyle oluşan mekanik bel ağrılarından, omurilik tümörlerine kadar geniş bir yelpazede bulunan hastalıklar da bel ve bacak ağrılarına sebep olabilir.

Bel fıtığının bulguları nelerdir?

Bel fıtıklarının en önemli bulgusu siyatik ağrısı şeklinde belden başlayıp kalça ve bacağa kadar yayılan ağrıdır.Uyuşukluk da en sık rastlanan şikayetlerdendir.  Bunun dışında bel fıtığı ciddi boyutlara ulaşmış ise, bacakta ya da ayakta, ayak parmaklarının hareketlerinde kuvvet kaybı gelişebilir. Bazı refleks değişiklikleri,  200 metre mesafenin altında ağrı nedeni ile yürürken durmak zorunda kalmak, idrar, gaita tutamama, erkeklerde empotans dediğimiz penisin sertleşmesinde  problem olması bel fıtığının ciddi bulguları arasında yer almaktadır.

Bel fıtıklarının teşhis yöntemleri nelerdir?

Bizim bel fıtığı tanısını koymaktaki en önemli başlangıç noktamız hastanın yakınmaları ve öyküsü ile birlikte değerlendirdiğimiz muayene bulgularımızdır. Bundan  sonra radyolojik görüntüleme teknikleri gelir. Eskiden myelografi dediğimiz hastaya acı veren ve belinden omurilik zarına iğne ile girerek, beyin-omurilik sıvısının  dolaştığı alana kontrastlı ilaçlar vererek yaptığımız tetkikler vardı ancak; teknolojinin gelişmesi ile birlikte, önce bilgisayarlı tomografinin, daha sonra da, manyetik  rezonansın (MR) rutin kullanıma girmesi ile, artık bir tek MR çektirerek %100’ e yakın oranlarda bel fıtığı tanısını koyabiliyoruz. Ancak yine de bu tetkiki istememizde  en önemli faktör hastanın muayene bulguları olmaktadır.

Bel fıtıklarının tedavisi nasıl yapılır?

Eğer şikayetlerin başlangıcı çok yeni ise, eğer kuvvet kaybı, refleks kaybı gibi, idrar kaçırma, büyük abdest kaçırma gibi ilerleyici nörolojik hasar bulguları yoksa,  bel fıtıklarının tedavisinin başlangıcı konservatif olmalıdır. Yani önce tıbbi tedavi seçeneklerinin kullanılması gerekmektedir. Sert zeminde yatak istirahati de bu  prosedürün en önemli komponentidir. Ancak bu sert yataktan bazı hastalar yerde yatmak gibi yanlış çıkarımlar yapmaktadırlar. Bu kesinlikle hatalıdır. Burada  önemli olan içine gömülecek şekilde yumuşak yünlü ya da pamuklu yumuşak yataklarda yatılmamasıdır. Ortopedik ya da yarı ortopedik yataklar idealdir.  Şişman hastaların öncelikle mutlaka kilo vermesi gerekmektedir. Çünkü omurgaya binen yük azaldıkça ağrılar da azalmakta, dejenere olmuş disklerin kendisini  toparlamasına büyük katkıda bulunmaktadır.

Bütün bel ağrılarının ancak %1-3’ ü bel fıtıklarına bağlıdır. Bel fıtıklarının küçük bir bölümü cerrahi tedaviye gereksinim duyar. Hastaların azımsanmayacak bir  bölümü, istirahat, ilaç ve fizik tedavi ile şifa bulur. Cerrahi tedavi son seçenektir.

Bel fıtıklarının cerrahi tedavi kriterleri nelerdir? Ne zaman ameliyatla tedaviye ihtiyaç duyulur?

•Hastanın hiçbir tedaviye hiçbir şekilde yanıt vermeyen kronikleşmiş ağrıları var ise,

•Hastayı çalışamaz hale getiren ya da sosyal aktivitelerini engeller boyutlarda ağrıları var ise,

•Bizim muayene bulgularımızda ilerleyici nörolojik defisitlere yol açmış ise, (kuvvet kaybı, refleks kayıpları var ise ya da atrofi dediğimiz bacakta incelme,  erkeklerde empotans, ya da 200 metrenin altında ağrı nedeni ile yol yürüyememe gibi durumlarda, idrar ya da büyük abdest kaçırma durumunda) cerrahi tedaviön plana çıkmaktadır. Burada unutulmaması gereken şey, bu bulgulardan sadece ve sadece bir tanesi bile olsa, cerrahi tedavinin kaçınılmazlığıdır.

•Daha çok sosyal endikasyon diyebileceğimiz hasta ağrılarla birlikte yaşamayı kabul etmiyorsa ve ameliyatı kabul edecek noktaya gelmişse bu da bir  cerrahi tedavi endikasyonudur.

•Bir önemli nokta ise eğer “düşük ayak” dediğimiz tablo oluşmuş ise, yani ayakta tam kuvvet kaybı gelişmiş ise, o zaman düşük ayak geliştikten sonraki ilk8-12 saat içerisinde acil olarak hastanın kesinlikle ameliyat edilmesi gereklidir.

Ameliyattan sonra hastaların günlük aktivitelerine dönmeleri ne kadar zaman almaktadır?

Genel olarak ameliyatın ertesi günü hastayı ilk etapta kendi kontrolümüzde ayağa kaldırıp öğleden sonra da taburcu etmekteyiz. Amerikan Ulusal Spinal Cerrahigrubunun, ameliyat edilen hastaların 20 yıllık takipleri sonucu elde ettikleri verilere göre, ameliyat sonrası dönemde hastalar 4 ila 6 haftalık bir dinlenme  döneminden sonra, aktif yaşantılarına ve işlerine dönerler.

Ameliyatlar ne şekilde yapılmaktadır?

Uygulanacak cerrahi yöntemleri kabaca standart cerrahi, mikrocerrahi ve endoskopik cerrahi olarak sınıflamak mümkündür. Endoskopik cerrahiler bel fıtıklarının  ancak sınırlı bir bölümünde uygulanırlar.

Standart teknikle yapılan ameliyatların kalitesi ve hastaya sağlamış olduğu faydalar ameliyatlarda mikroskop kullanılması ile daha da artmıştır. Endoskopik  lomber cerrahi teknikler de geliştirilmekle birlikte, mikroendoskopik diskektominin, mikrocerrahiye bir üstünlüğü yoktur. Mikrocerrahi ile ameliyat mikroskobu  kullanılarak 3 boyutlu görüntü ile ameliyat yapılmaktadır. Mikroendoskopik sistemin dezavantajı ise 2 boyutlu ekranda cerrahi yapma zorluğu, tekniğe alışkanlığın  olması gerekliliği ve  en önemlisi, mikrocerrahiye bir üstünlüğünün olmamasıdır.. Mikrocerrahi, çoğu bel fıtıklarında fıtıklaşan bölümün sinir kökü ile olan  yapışıklıklarını, ya da yapışık olan damarları sinir kökünden ayırmada da azami ölçüde rahatlık sağlamaktadır.Örneğin % 0.5 oranında da olsa görülebilen, anormal genişlemiş epidural venöz plexuslar MR’ da disk görüntüsü vermektedir ve bunların gerçek ayrımı ancak  ameliyat sırasında yapılabilmektedir.

Bu nedenlerle bel fıtıklarının cerrahi tedavisinde mikrocerrahi “altın standart” olma özelliğini korumaktadır

Bel fıtıkları ameliyattan sonra da tekrarlayabilir mi?

Bel fıtıkları ameliyattan sonra da farklı kaynaklara göre % 4 -9 arasında değişen oranlarda nüksedebilir. Ortalama nüks oranı % 6 dır. Literatürde ameliyattan  sonra ilk haftalarda tekrarlayan olgular da vardır, ameliyattan 21 yıl sonra nükseden olgular da vardır. Ancak 20 yıl gibi uzun süreli takiplerin sonucuna göre bu  nüksler en çok ilk 4 yıl içerisinde ve daha da önemlisi ilk 1 yıl içerisinde meydana gelmektedir. Dolayısı ile hastalar ameliyattan sonra ilk 1 yıl kendilerine çok  dikkat etmelidir.

Hastaların dikkat etmesi gereken şeyler nelerdir?

Genelde ameliyat olan hastalara kendilerine dikkat etmeleri gerektiği söylendiğinde, bir yetersizlik ve ameliyat sonrası yaşam tarzlarında bir kısıtlama olacağı  gibi yanlış bir psikoloji oluşmaktadır. Aslında tavsiye ettiğimiz şeyler her normal insanın dikkat etmesi gereken şeylerdir. Ameliyatla ya da hastalıkla bir ilgisi  yoktur. Zaten bel fıtıklarının 1/3 lik bölümü bunlara dikkat edilmediği için oluşmaktadır. Bunlar ani hareketlerden, uygun olmayan yatış ve kalkışlardan, dengesizyük taşımalardan kaçınmak, yerden asla eğilerek bir şey almamak, hele hele ağır şeyleri kaldırmamak, mutlaka gerekiyorsa bu işleri çömelerek yapmak, kilo  almamak, aşırı kilo varsa zayıflamak gibi önerilerdir. En önemli şey de bel ve sırt kaslarını güçlendirici egsersizler yapmaktır.

Sonuç itibarı ile uygun hastalarda cerrahi tedavi tam kür sağlar. Bel fıtıklarının tedavisinde ameliyat mikroskobu ile yapılan MİKROCERRAHİ tekniği, altın standarttır.

BOYUN FITIKLARI

Boyun omurlarındaki dejeneratif değişiklikler, yaşlanma sürecinin kaçınılmaz bir sonucudur. Boyun fıtıkları ve boyun omurları arasındaki disklerin dejenerasyonu  olarak tanımlanan servikal spondiloz dediğimiz hadise en çok 40 yaş civarında görülmektedir. Kadın/Erkek oranı 1/1.4 olup en çok 5-6 ve 6-7 nci boyun omurları  arasındaki mesafelerde görülmektedir.

Boyun fıtıklarında ne tür şikayetler olmaktadır?

Boyunda sertlik ve kasılma, hareketle ağrıda artma, sabah uyandığında ağrının artması, başın arkaya hareketlerinde ağrının artması, öksürme, aksırma ve  gerinme ile ağrının artması gibi yakınmalar ön plandadır. Ayrıca omuz, kola giden sinirlerin dağılımına uyan yerlerde, kürek kemiklerinin arasına yayılan tarzda  yansıyan ağrılarla da kendisini gösterebilir ve uyuşukluk olabilir. Beraberinde baş ağrısı, ağrılı yutkunma da görülebilir. Santral yerleşimli boyun fıtıklarında,  kollarda ve bacaklarda genel güçsüzlük, artmış refleks bulguları veya patolojik reflekslerin çıkması, ve spastik yürüme ve hatta geç dönemlerde idrar gaita  tutamama ve seksüel fonksiyon kaybı da olabilir.

Sinir tutulumu bulguları ya da nörolojik defisit olmadan görülen boyun ağrıları en sık saptanan bulgudur. Enseden başın arka tarafına doğru yayılan tekrarlayıcı  boyun ağrıları ile birlikte adale spazmı, olguların yaklaşık %80’ inde ilk bulgulardır. Ancak; psikiyatrik hastalıklar da dahil olmak üzere pek çok hastalık bu bulguları  gösterebilir. Sadece boyun ağrısı olan ve nörolojik bulguları olmayan hastalarda cerrahi tedavi uygulamak başarısız bir tedaviye  sebep olabilir.Kuvvet kusuru fıtıklaşma ile birlikte sinir kökü sıkışmasının şiddetine ve süresine bağlıdır. Yine ilgili sinirin gittiği yol boyunca uyuşukluk, duyu kaybı ortaya çıkarki bu, genellikle kuvvet kaybıyla aynı sırada görülür. Ellerde el becerilerinin azalması, çabuk yorulma, kaslarda atrofi (erime) görülebilir.

Boyun fıtıklarında tanı yöntemleri nelerdir?

Tanı için öncelikle hastanın yakınmalarının çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, iyi bir nörolojik muayene ve radyolojik bulgular birlikte çok iyi korele edilmelidir.Düz filmler, incelemede başlangıç adımı olmalıdır. Böylece boyun fıtıkları ile karışabilecek ve aynı bulguları verebilecek primer ya da metastatik tümörler, kırıklargibi patolojilerin ayırıcı tanısı yapılabilir. Ancak bu düz filmler sinir dokusu hakkında yeterli bilgi veremezler. Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme hastaya hiçbir  zarar ve acı vermeden kullanılan bir yöntem olduğu için, bu hastalarda ilk tercih edilen bir tanı aracıdır ve nörolojik muayene bulguları ile uyumlu olan hastalarda  tanı için tek başına yeterli kabul edilmektedir.

Elektromyografi (EMG) ve SEP tetkikleri sinir ve omurilik elektriksel iletim durumu hakkında bilgi verdiği için, özellikle nörolojik defisiti olan hastalarda, muayenebulgularını desteklemekte önemli yer tutar.

Boyun fıtıklarının tedavisi

Yukarıda da belirtildiği üzere boyun fıtıklarında da öncelikli tedavi hastanın muayene bulgularına göre ilk etapta konservatif tedavi olmalıdır. Eğer hastalarda  kuvvet kaybı, refleks değişiklikler, patolojik refleksler, kaslarda erime gibi bulgular yok ise hele hele sadece ağrı yakınması ön planda ise, cerrahi tedaviden uzakdurmak gerekmektedir. İlaç tedavisi, ağrı kesiciler, antiinflamatuar ajanlar, kas gevşeticilerle tıbbi tedavi yoluna gidilmelidir. Boyunluk kullanılması ağrıyı azaltıcıönemli bir tedavi metodudur. Ayrıca bu hastalar boyun egzersizlerinden de büyük yarar sağlayabilirler. Bu uygulamalara rağmen yakınmalar devam ediyor ise  fizik tedaviden büyük yarar sağlarlar. Tüm bu konservatif tedavi yöntemlerine rağmen şikayetler devam ediyor ve yukarıda bahsedilen ağır klinik tablolar oluşuyor  ise o zaman cerrahi tedavi ön plana çıkmaktadır. Cerrahi tedavi de boyun fıtıklarının ortalama %5’ inde gerekli olmaktadır.

KAFA TRAVMALARI

Kafa travmalarında hastanın nörolojik durum ve BT bulguları değerlendirilerek commotio, contusio, contrcoup, diffuz aksonal yaralanma olarak isimlendirilen  tablolar ortaya çıkar. Travma sonrası oluşan intrakranial hematomlar da akut subdural hematom, intraserebral hematom, epidural hematom ve SAK’dır.

Travma Sonrası Kafa İçi Kanamalar

Kafa içi kanamalar, günümüzün gerek travmatik faktörleri ve gerekse yaşam şartları ile birlikte değerlendirildiğinde, önemi gittikçe artan ve uygun zamanda  uygun tedavi yöntemleri kullanılmadığında ölümcül olan, ciddi bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır.Travmatik olanları, Epidural kanamalar, Subdural kanamalar, subaraknoid kanamalar ve Beyin içi Kanamalar olmak üzere ayrı başlıklar olarak değerlendirilebilir.  Travmatik kafa içi kanamalar orta ve ağır kafa travmalarının komplikasyonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Minör kafa travmalarında hematom(kanama) yüzdesi  daha düşüktür. Kafa içi kanamaların tanı ve tedavileri sonucunda hastalar hayatlarını en az hasarlı ya da hasarsız şekilde sürdürebilmektedirler. Travmaya bağlıkafa içi kanamalar erkeklerde ve çocuklarda daha fazla görülmektedir. Travma sonrası oluşan kafa içi kanamalar epidural hematom, subdural hematom,  subaraknoid kanamalar ve beyin kanamaları şeklinde olabilmektedir.

Tüm kafa travmalarının takibinin en ideali, entübasyon ve trakeostomi yapılarak gerekli solunum desteğinin sağlanabileceği ve yeterli monitörizasyonun  yapılabileceği yoğun bakım üniteleri olan merkezlerde takib etmektir.

OMURGA TRAVMALARI

Omur kırıkları ve yaralanmaları vertebral kolon içinde omurilik yer aldığı için ciddi şekilde ele alınmalıdır. Vakanın bulgularına göre konservatif olarak korse ile  stabilizasyon sağlanabilir.

Gerekirse dekompresyon sağlanıp stabilizasyon ameliyatı yapılır. Nörolojik bulguların iyileşmesi için cerrahi süreçten hemen sonra Rehabilitasyon tedavisine  başlanmalıdır. Periferik sinir kesilerinde interfasiküler anastomoz, gerekirse sinir grefi konmaktadır.

EPİLEPSİ

İlaç tedavisine yanıt vermeyen epilepsi hastalarının cerrahi uygunlukları kontrol edilir, ön araştırmalar ve gerekli hazırlıklar yapılarak ameliyat edilir. Medikal  tedavinin başarısızlığı, genetikle tanıda ve ilaç seçiminde yapılan yanlışlıklar, hasta ve çevresiyle ilgili sorunlardan kaynaklanır.

Hastalar ameliyata hazırlanırken, bu konuda eğitilmiş nöroloji, nörofizyoloji, psikiyatri, radyoloji, nöroşirurji uzmanlarının ortak çalışmaları, cerrahi sonuçlar  açısından çok önemlidir.

EEG ve uzun süreli video EEG kayıtları yapılarak, gerekli MR tetkikleriyle araştırılan, psikiyatrik yöntem de uygun olan hastalar cerrahi yolla tedavi edilirler.  Ancak ağır kronik psikozlar ve zeka gerilikleri ameliyata engel durumlardır.